14 Eylül 2010 Salı

ikilem
















ikilem


iki delişmen hazan bulutu
iki yorgun yelkenliydik istanbul sularında
ve bizim kadar yorgundu esintimiz

kanunsuz yükler taşıyorduk zulamızda
akşamüstü kızılına dokunuyordu rotamız
üstelik yasaklıydık tüm limanlara

eski iskelenin kırık ayağı gibi
korkak dokunuyorduk dalgalara
su alıyordu vurgun yemiş yanımız
tuz diyordum
ki tuzla kapanmazdı hiçbir yara
susuyordum
bilmem farkında mıydın
silme yutuyorduk zehirli atıkları
dilimizde kırık sevda
iki eskil batığıydık bizans’ın

iki yılgın yelkenliydik
iki yaka arasında
göklerimizden uğurluyorduk demir kanatlı kuşları
üstümüze umut artıkları döküyordu kehanet kutuları
güvercin göğsünden kan sızıyordu derine

yar diyordum
yar koynumuz engerek yuvası
kurgusu bozuk zaman koşar adım giderken önümüzde
hüzün gümrüksüz düşüyordu yüzümüze
inadına istanbul’u anlatıyordu gözlerin
istanbul tepeden tırnağa sen kesilmişken
bir kez daha yenilmek var mıydı yazgımıza
ve yitip gitmek düşlerimizden

oysa
kızıl şal gölgesinde sevişiyordu asi dansımız
endülüs ritminden düşüyorduk memleket türkülerine
iki gizemli saz
iki deniz çakrasında kutsanırken yaşamın rengi
neden susturdun gözlerini


04 eylül 2010
nuriye zeybek

2 yorum:

  1. Kutsanmış bedenlerin gözler,uzağa bakıp,yakını düşlüyordur...Ve düşlerin gerçeğe dönüşmesidir zor olan! Bu İstanbul'a kızıyorum bazen! Duygu ile beslenen insana, duygu fırtınaları yaşatır da, öylesine soğukkanlı bakar ardından dur,biraz daha kal demez...

    YanıtlaSil
  2. Duygu yüklü yüreğini ve başarıdan başarıya koşan kalemini kutluyorum sevgili Nuriye.
    Yönün hep başarı ve mutluluğa olsun. Sevgimle...

    YanıtlaSil

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.